FED Faiz Arttırımı

0
224 views
FED Faiz Arttırımı
FED Faiz Arttırımı

ABD Merkez Bankası’nın (Fed) toplantısı bu hafta, 26-27 Nisan’da gerçekleşecek. Toplantıda Fed, ABD ekonomisi hakkındaki projeksiyonlarını ve küresel ekonominin kısa ve orta vadede geleceğini belirleyebilecek faiz artırımı kararını açıklayacak. Fed’in olası faiz artırımı hamlesinden fazlasıyla etkilenecek olan ülkeler ise, Rusya, Türkiye, Brezilya, Hindistan ve Çin’in de aralarında olduğu gelişmekte olan ekonomiler olacak. Fakat Fed’in geçen Mart’taki toplantısından çıkan ‘güvercin’ söylemler ve kararlar, gelişmekte olan ekonomilerin elini biraz daha rahatlatmışa benziyor. Peki, Fed’in aldığı ‘güvercin’ kararların altında ne yatıyor? Gelişmekte olan ekonomilerin günü kurtarmasına Fed daha ne kadar devam edecek?

 

Çok değil, 2016 yılının başında birçok ekonomist ve analist Fed’in bu yıl içerisinde dört kez faiz artırımına gideceği beklentisindeydi. Yedi yıl aradan sonra sıfır civarında bulunan gösterge faiz oranını Aralık ayında artırıma gidilmesi, parasal genişleme politikasında bir geri adım demekti. Fakat bu, gelişmekte olan ekonomiler için şu anda “yolun sonu” anlamına gelmiyor. Nitekim Yellen yakın zamanda faizlerin önceki beklentilerden daha yavaş artırılacağına dair sinyaller verdi.

 

Gelişmekte olan ekonomilerin başta Fed olmak üzere, küresel ekonominin kaderini belirleyen merkez bankalarından daha fazla aksiyon talep etmesinin haklı sebepleri var. Dış finansmana, yani sıcak paraya ihtiyaçları var. Merkez bankaları da bu ortamı sağlamak için yani, ekonomik büyümeyi canlandırmak ve fiyatları yukarıda tutmak için parayı ucuzlatacak gevşek para politikaları uygularlar. Böylece bankaları şirketlere kredi vermeye, şirketleri de yatırıma zorlamak için tasarrufçuların bankalardaki birikimlerinden para alarak negatif faize sığındılar. Fakat Fed için artık bu tablo çok da gerçekçi gözükmüyor. Yine de Fed’i kahramanlaştırarak, adeta bir ‘dünya merkez bankası’ stratejisi izleyen Janet Yellen, faiz artırımında elini güçlü tutuyor fakat gelişmekte olan ekonomileri kökten sarsacak aksiyonları almaktan da kaçınıyor.

 

Fed politikasının destekçileri, gevşek para politikasının ABD’yi Büyük Resesyon’dan çıkardığını ve tam istihdamlı istikrarlı büyüme dönemine ulaştırdığını söylüyorlar. En azından Fed’in ekonominin daha derin bir krize düşmesini önlediğini iddia ediyorlar. Aleyhte konuşanlar ise Fed’i artan gelir eşitsizliği, ölçüsüz kamu harcamalarını cesaretlendirme, hisse senedi piyasasında balona sebep olmak gibi hastalıkların tekrarına neden olurken, ABD’nin canlanmasına çok az katkıda bulunmakla suçluyorlar. Federal Reserve Board araştırmacılarının 2015 yılında yaptığı bir çalışma Fed’in programının işsizliğin azaltılmasına anlamlı katkı yaptığını gösterirken, Federal Reserve Bank of St. Louis Başkan Yardımcı Stephen Williamson’un kaleme aldığı bir başka araştırmada da “Bildiğim kadarıyla parasal genişlemeyle, Fed’in temel görevleri olan enflasyon ve reel ekonomik hareketlilik arasında ilişki kuran bir çalışma yok” deniliyor.

 

Parasal genişleme politikalarında zıt kutupların tartışmaları süredursun, Washington merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Finans Enstitüsü’nün (IIF) hazırladığı rapor, gelişmekte olan ekonomilere giriş yapan fon hacminde daha şimdiden artış yaşandığını gösteriyor. Gelişmekte olan piyasalara Mart ayında yaklaşık 36,8 milyar dolarlık yabancı portföy girişi gerçeklemiş durumda. Bu rakam, son 21 ayın en yüksek portföy girişine tekabül ediyor. Nitekim geçtiğimiz ay, Türkiye’nin de dahil olduğu gelişmekte olan ekonomilere portföy girişi 5,4 milyar dolar seviyesinde gerçekleşiyor. Dolayısıyla, Fed’in faiz artırımında çekingen davranmasının, gelişmekte olan ekonomiler için “günü kurtaracak iyi haber” olduğu tartışmasız bir gerçek. Öyle görülüyor ki, bu süreç Türk Lirası’nın ABD doları karşısında daha sağlam bir pozisyon almasına olanak sağlayabilir.

Bir Cevap Yazın