Sterlin Savaşları

0
208 views
Sterlin Savaşları
Sterlin Savaşları

Hepimizin hayatında unutamadığı pişmanlıkları olmuştur. Lisede hoşlanıp açılamadığımız o kız, ucuzken alamadığımız o arsa, giremediğimiz o üniversite vs vs. Kollektif olarak hepimizin bu pişmanlıkları topladığımız zaman ne yazık ki İngiltere’deki ortalama Brexit oyu veren vatandaştan daha fazla etmiyor. Haziran ayında yapılan referandumdan çıkan Brexit kararı önce İngiltere’yi ardından geri kalanımızı nasıl etkiliyor peki?

Bilmeyenler için; Brexit Britain (Britanya – Büyük BritanyaKrallığı) ve Exit (Çıkış) kelimelerinin bir birleşimi ve içerik olarak da İngiltere’nin Avrupa Birliğinden ayrılma sürecini kapsıyor. David Cameron siyasi hayatının belki de en büyük hatası (ve aynı zamanda siyasi hayatını başlatan karar) olarak İngiliz halkına bir referandrum sözü veriyor; Başbakan olduğum zaman Avrupa Birliğinden çıkıp çıkmamayı bir referanduma açacağım. Nitekim açıyor da ve Nigel Farage (UKIP – Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi Lideri) ve Boris Johnson (Londra Belediye Başkanı) gibi politik köpekbalıklarının ağzının içine yürüyerek çok başarısız bir kampanya yönetiyor. Bunun karşısında bahsettiğim isimlerin yürüttüğü özellikle kolonisel özlenim ve milliyetçilik duygusuyla marine edilmiş bir kampanya ile İngiltere halkı referandum kararını Exit yönünde yapıyor.

Ve bu karardan anında pişman oluyorlar. Exit oyu verenler de pişman olanların arasında ve eğer referandum tekrar yapılsa AB’de kalma yönünde oy vereceklerini söylüyorlar. Bu sırada Exit kampanyasının baş iki aktörü Farage ve Johnson ise kısa sürede görevlerinden istifa ediyorlar. Özetle; İngiltere şu an kafası kesik bir tavuk gibi ortada koşuşturuyor. Belki de seçimin en yıpratıcı özelliği ise Exit oyu veren kesimin yaş ortalamasının 50+ olmasına karşılık exit oyu vermeyen kitlenin ortalamasının 18+ olması yönünde. AB’den ayrılışın sonuçlarını görmeye ömürleri yetmeyecek bir jenerasyon bu seçimin neticesini bir ömür çekecek olan kitlenin önüne geçmiş oldu. Demokratik mi? Evet…ancak yine de insanın içine sinmiyor.

Kararın etkilerine bakacak olursak finansal piyasalar üzerinde küresel bir tufandan söz edebiliriz. Sterlin son 30 yıl içerisinde ilk defa USD karşısında bu kadar düşük bir seviyeyi görmüştü. Buna paralel olarak EUR da değer kaybeden dövizler arasında yer aldı ve elbette tam karşı köşede Japon Yeni hızlıca değer kazanmaya başladı. En güvenli liman olan altın ise ons fiyatını 1.375 dolar seviyelerinde seyretti.

Darbeler burada durmadı. İngiliz ekonomisi tıpkı güneş görmeyen Londra gibi daha da puslu bir havaya büründü. Karnesinde önceki sene S&P’den “AAA” Fitch’den ise “AA+” alan İngiliz ekonomisi bir anda alışık olmadığı bir “AA” gördü iki taraftan da. Moody’s ise “Durağan” yerine “Negatif” vermeyi uygun gördü. Özellikle büyüme açısından bakıldığında Moody’s orta vadede ekonomik büyümenin olumsuz seviyelere gelebileceğini açıklarken Fitch’in büyüme öngörüsünü %2’den %0.9’a çekmesi de bu tezi destekler hale getirdi.

Peki buradan sonra ne olacak? Kraliçe altınlarını bozdurmaya başlamalı mı, yoksa ufukta daha iyi günler var mı?

Elimizde 30 yılın en düşük seviyesinde bir Sterlin, kararından pişman bir İngiliz halkı ve belirsiz bir gelecek var. Peki buradan sonra para piyasalarının çanları İngilizler için nasıl çalacak?

İngiltere Merkez Bankası (BOE) yangını durdurmak için elinden geleni yapmaya başladı diyebiliriz. Öncelikli olarak bankaların risk ağırlıklı sermayeler için tutmakla yükümlü oldukları ek sermayeyi sıfırladı. Ezcümle; İngiliz bankaları artık sadece riskli kaynaklar için bilançolarında atıl bir şekilde duran ve MB’nın güvence olarak istediği bir tutarı artık serbestçe kullanabilir. Özellikle bahsi geçen tutarın 150 Milyar Sterlin civarında olduğu düşünülürse bu rakam piyasayı kısa vadede rahatlatacaktır.

Bununla beraber, Temmuz ayında gerçekleşen toplantıda herhangi bir para politikası değişikliğine gitmeyen Merkez Bankası Ağustos ayında değişikliklerin olabileceği yönünde yorumlanabilecek bazı sinyaller vermekten de kendini alıkoyamadı. Birçok kez üzerinden geçtiğim bir madde var; panik ile alınan kararlar her zaman zararla sonuçlanmıştır. BOE’nin Brexit olur olmaz telaşa kapılmayıp sükunetle değişikliğe gitmemesi son derece makul bir karar. Adaya da uygun bir dille denizcilik terimlerini işin içine dahil etmek gerekirse “dalgayı kucakladılar”…çünkü kaçmak için yapılacak ani bir hamlede daha çok zarar görebilme ihtimali mevcuttu. Her ne kadar faiz indirimi şimdilik gündemde kalmaya devam etse de özellikle 5 Ağustos itibariyle daha farklı bir ton görebiliriz.

Daha önemli bir gelişme ise bu yazı dizisinin birinci bölümünde bahsettiğim “sokaktaki Brexit oyverini”nin bu konudan pişman olması ile alakalı. Şu ana kadar 4 milyonun üzerinde bireysel başvuru İngiliz Parlamentosuna ulaşmış durumda ve her biri aynı şeyi istiyor: İngiltere AB’de kalsın. Elbette bu kadar yüksek bir rakama parlamentonun kayıtsız kalması mümkün değil. Bu da bizi bir başka önemli tarihe getiriyor: 5 Eylül. İkinci bir referandum söz konusu olabilir. Acımasız gelebilir ama, bu tarihe kadar Exit oyu veren 50+ kitlenin içerisinden doğal yollarla eksilmeler de olabilir. Buna bir de “pişman oy”ları eklersek muhtemel bir “Stay” kararı çıkabilir.

2016 ikinci çeyrek sonunda birinci çeyreğe kıyasla %2.2 oranında büyüyen bir İngiltere’nin 3. çeyrekte de aynı performansı sergilemesi için belki de böyle bir devinime ihtiyacı olacaktır.

PAYLAŞ
Önceki İçerikABD Ekonomisinde Son Gelişmeler
Sonraki İçerikTemmuz ve Sonrası İçin Piyasa Özeti
Konsept Dışı, Sivri Köşe, Gitar Dergisi ve daha birçok dergide editörlük yapmıştır. İçinizdeki İrlandalılar’da yazmaya devam etmektedir. Birçok online kreatif projede metin yazarlığı ve senaristlik yapmaktadır.

Bir Cevap Yazın